Son günlerde başörtüsü tartışmaları moda… Herkesin ağzında bu konu var. Herkesimden insan bu konuda görüş beyan ediyor. Bütün tartışma programlarında bu konu… Ana haber bültenlerinin ilk birkaç haberinden biri mutlaka başörtüsü problemi hakkında…
Haberleri ve tartışma programlarını dikkatle izleyin. Bu konuda herkes hemfikir… Tek bir görüşün mensupları hariç: Kemalistler!
Aslında Kemalistler yerine CHP zihniyeti derdim eskiden… Ta ki, o malum olay gerçekleşip, Kemal Kılıçdaroğlu’nun CHP genel başkanı olmasına kadar. Her ne kadar Deniz Bey’e karşı ‘Brütüs’ rolünü oynamasını tasvip etmesek de, başörtüsü problemini tekrar gündeme getirmesi ve bu konuda ki fikirleri biraz da olsa sempatik bakmamızı sağlıyor Gandi Bey’e…
Tabi ki şunu da çok net olarak biliyoruz ki, söylediklerinden sürekli çark etmesi ve söylemlerini değiştirmesi parti içerisinde ki Kemalistlere karşı durmakta zorlanmasından kaynaklanıyor. Özellikle kendisini genel başkan koltuğuna adeta elleriyle oturtan Önder Sav’ın ne kadar koyu bir Kemalist olduğu kamuoyunun malumu…
Neyse biz konumuza dönelim… Kim bunlar? Sağda solda sürekli konuşup, vatandaşları değişik maskeler ile nasıl etkiliyorlar?
1938’den başlayarak günümüze gelene kadar ki dönemden çok net örnekler verebiliriz bu konu ile ilgili. Ama çok eskilere gitmeyelim. Yakın geçmişe, sadece bir ay öncesine gidelim. 12 Eylül tarihine…
Türkiye için tarihi bir gün… Referandum günü… Yeni anayasa dünyanın en demokratik yöntemiyle belirlenecek. Halkın vekillerine değil, bizzat halka sorulacak….
“Evet” diyen kesimde bağımsız düşünen dindar, alevi, ülkücü, kürt ve sosyalist gruplar ve aydınlar var…
“Hayır” diyen kısımda Kemalistler, Kemalist düzenin kaymağını yiyenler ve bunların maskelerle etkiledikleri bir kesim var…
Velhasıl oylama yapıldı. Referandum sonuçları açıklandı. Sonuç: Evet!
Halkın iradesi evet dedi…
Her kesimden bireye daha fazla özgürlük adına büyük bir sınavdan başarıyla geçen Türkiye o günün akşamı başka bir sınav veriyordu. Bu sene ülkemizde düzenlenen Dünya Basketbol Şampiyonasının final maçı oynanacaktı. Beklentilerin üzerinde başarı gösteren dev adamlar finale kadar yükselmiş ve bir zamanların rüya takımı ama tüm zamanların favorisi ABD’nin rakibi olmuşlardı….
Maçı tecrübeli oyuncularıyla kazanan ABD oldu. Takımımız gönüllerin şampiyonu oldu…
Zaten finale kadar bize yaşattıkları sevinç yeterdi. Hem final oynama başarısı hem de organizasyonun başarısıyla Türkiye bu sınavı da alnının akıyla veriyordu. Ta ki o utanç dakikaları yaşanana kadar…
Kupa töreninde oyunculara ödüllerini vermek için Cumhurbaşkanı ve Başbakan sahaya indi. O anda olanlar oldu. Tribünlerde bulunan ve referandumdan çıkan sonucu hazmedemeyen Kemalist zihniyetli bir grup yuhalamaya başladı…
Herhangi bir kültür seviyesiyle açıklanamayacak olan bu durum Dünya’nın her köşesinden gelen yüzlerce misafir ve basın mensubunun önünde gerçekleşti. Uluslararası bir organizasyonda -ki alanının en büyük organizasyonu- kendine kültürlü diyen bir avuç ‘zır cahilin’ yaptığı bu utanç verici hareket Türkiye’nin büyük bir sınavdan kaldığını gösteriyordu. Demokrasi sınavından…
Seçilene kadar istediğini yapar, istediğini söylersin ama seçildikten sonra o seninde Cumhurbaşkanın ve Başbakanındır. Hiç mi yuhalanmayacak kadar saygıyı hak etmiyorlardı?
Yapılan hareket bölücülükten başka bir şey değildi. Terör örgütü PKK’ya laf söyleyen, yeri geldi mi mangalda kül bırakmayan bu cühela topluluk, bölücü değilmiş mi görünüp şehrin ortasında bölücülük yaptıkları için dağdakilerden daha mı namusluydular, daha mı haysiyetliydiler, daha mı şerefliydiler? Bu soruların cevabı koskoca bir "hayır"dı…
İste yıllardır devlette önemli mevkileri ellerinde bulunduran ve halka “Ben ne dersem O’dur” diye dayatan bu zihniyettir. Kimi zaman ilericilik, kimi zaman Atatürk, kimi zaman Vatan-Millet-Sakarya, kimi zaman Laiklik maskelerini takıp yıllarca kamuoyunu yanıltmaya ve kendi isteklerini dayatmaya çalıştılar.
Dayattılar da…
Şimdi başörtüsü konusunda aynı oyunu oynamaya çalışıyorlar. Tek bir ağızdan konuşamıyorlar bu sefer. Bazısı Laikliğe aykırı diyor, bazısı kamusal alan…
Ama hiçbiri ‘O insanların benimle aynı çatı altında olmasını veya benim rakibim olmasını hazmedemiyorum’ diyemiyor. İtiraf edemiyor…
İlericiliği doya doya içip, her gördüğüyle düşüp-kalkmak zanneden bu zavallılar, kendi bastırılmış faşizan taraflarını insanların inançlarına hükmetmeye çalışarak açığa vurmaktalar!
Sağcısı da solcusu da bıktı bu böceklerden, ama onlar bıkmadılar insanların başına dert olup her istediklerini yaptırmaya çalışmaktan…
Ama hala umudumuz var…
İnanıyorum ki bu sıkıntılar ülkemiz için doğacak güzel günlerin doğum sancılarıdır…
22 Ekim 2010 Cuma
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)