Bugün Hürriyet yazarlarından meşhur Yılmaz Özdil’in yazısını okudum…
Dindar insanlardan “takunyalı” diye bahsediyor ve 70’li yıllarda bunların çok az olduğunu iddia ediyor. Olanların da bir değer ifade etmediği dile getiriyor…
O zamanlarda kendi tabiriyle çok fazla "takunyalı" yoktu İstanbul'da... Çünkü gayrimüslimlerin -ki kimse kimsenin inancına karışamaz ve küçümsese bile dile getiremez. Büyük terbiyesizliktir- göçmen zenginlerin daha çok yaşadığı ve Osmanlı'dan kalma bir özellik olarak elit tabakayı daha çok barındıran bir şehirdi İstanbul... Tabii o zamanın elitleri “takunyalı” değildi.
Göçler yeni başlamıştı ve göç edenlerin yarısı türkücü olup voleyi vurmaya çalışanlardı…
Dinin vecibelerini yerine getirmeye çalışanların birçoğu, Anadolu'da ve Anadolu'nun köylerinde yaşamaktaydılar. İstanbul ve Ankara’yı elinde tutan ve inançlı insanları her defasında aşağılayan “eğitimli” tabaka, bu kesimi sürekli küçük görüp görmezden geldi.
Peki hiç mi İstanbullu “takunyalılar” yoktu. Vardı…
Ama bu bir kültür meselesidir. Alınan terbiye zamanla kültüre dönüşür. Bir yaştan sonra başka şekilde düşünemezsin. Nasıl yetiştirildiysen öle hareket edersin. Yetiştirilme tarzın senin farkında olmadığın duvarlardır!
Ve İslamiyet’te itaat vardır. Başında bulunan hükümete isyan etmek büyük günahtır. Hele isyan sonucu canı yanan insanların hakkına girilmiş olur ki, tövbe edilince kabul olmayan tek günahtır. Ben demiyorum. Kitaplar diyor. Araştıran bulur, öğrenir…
Yahu peki hiç mi bu olaylara katılan “takunyalı” yoktu. Vardı. Bunlar aslında bu büyük vebalin farkında olmayan cahil Müslümanlardı ve milliyetçi cephesinde yer aldılar. Vatanseverlik kavramını kendi kafalarına göre yorumlayıp onca insanın hakkına girdiler.
Peki şimdi ne oldu? Ankara’nın paşababalarının evdeki hesabı çarşıya uymadı. Kendi kurdukları sistemde, kendi zihniyetlerine uygun verdikleri eğitimin, aileden, temelden alınan eğitimin yerini tutamayacağını “akıl edemediler.”
O “köylü takunyalılar”ın çocukları okudu. Üniversite’ye gitti. Onlarda “eğitimli” insanlar oldu.
Ve o çocuklar, gün geldi devleti yönetmeye talip oldular. Ve yönettiler de…
Şimdi iki cahil grubun vesilesiyle milyonlarca insanın canını yakan o “darbenin” anayasasını değiştirmeye kalkıyorlar. Yıllarca ülke yönetiminde olanların, mağdur olan kendi yol arkadaşları için soramadıkları hesabı, onlar adına sormaya kalkıyorlar.
Ne yani, o gün bazı provokatörlerin oyununa gelmeyen, darbe yapmak isteyenlerin emellerine alet olmayan, akıllı davranıp burnu kanamayanlar, bugün, ağlayan annelerin hesabını soramaz mı?
Tabi ki, burnu kanamayanlar demek, resmi olarak büyük cezaya çarptırılmayan veya kanunen suçsuz kabul edilenlerdir. Yoksa, bir ülkede "darbe" olursa, o ülkede yaşayan bir karınca bile acı çeker...
Peki ben bunları nereden biliyorum. Okuyorum. Sadece okuyorum…
Aynı Yılmaz Özdil’in yazısını okuduğum gibi. Bazen de inanamıyorum…
Nasıl olurda yıllarını bu mesleğe vermiş böyle muhteşem kariyere sahip bir yazar, tarihin canlı tanığı olunmadan bilgi sahibi olunamayacağını ima eden laflar eder…
Koskoca Tarih bilimini yok sayar…
Yoksa bunlar, “takunyalı” diye aşağıladığı insanların geldikleri konumu hazmedememekten kaynaklanan birer haykırış mı?